Haber

Bir ekonomik mucize sanrısı: Osmanlı küllerinden doğdu


Hazırlayan: Bülent Falakaoğlu – Hakkı Özdal

Türkiye ekonomisi, 2003-2018 yılları arasında sürekli büyüyen bir ekonomiydi. Tek istisnası 2009 yılıydı.

Bir yılı hariç, 15 yıl boyunca büyüyen bir ekonomi! Hal böyle olunca iktidar-ta ki ekonomi  2018 yılında duvara çarpıncaya kadar- şöyle bir övünç içinde oldu: “İktidara geldiğimizde 3 bin 500 dolar olan kişi başı geliri 10 bin doların üzerine çıkarttık. Ekonomiyi 3-3.5 kat büyüttük. İki Türkiye daha yarattık”.

Hükümetin ekonomik büyüklük kıyaslaması yanına bir kıyas da biz ekleyelim.

2003 sonunda milli gelir 470 milyar lira.

Kredi rakamı 66 milyar TL

Kredinin Milli Gelire oranı yüzde 14

Görülüyor ki AKP’nin ilk yılında kredi kullanımı düşük. Vatandaş kredi borcu altında ezilmiyor. Peki bu rakam günümüzde ne hale gelmiş*.

2020 sonunda milli gelir 5 trilyon lira.

Kredi rakamı 3.8 trilyon TL

Kredinin Milli Gelire oranı yüzde 75.

Burada da görülüyor ki kredilerle gazlanmış bir ekonomi var.

Soru şu: Krediyi verecek para nereden bulundu?

Para yabancının! Dünyada bol ve ucuz döviz dönemi vardı. Yabancılar Türkiye bankalarına veriyorlar, onlar da Türkiye’ye getirip kredi olarak şirketlere ve vatandaşa dağıtıyorlardı.

Özel sektörün borcunun 300 milyar doları bulması işte bu bol para havuzuna adeta kovayla dalınmasının bir sonucuydu.

Vatandaş da düşük faizli krediyi bulunca konut almaya koştu. Ortalama bir memur düzeyinde maaşı olup da kredi ile araba almayanı döver oldu memleket.

Bol döviz karşısında TL öyle değerlendi ki, Uludağ’da tatil yapmaktansa, bir tura katılıp yurt dışına tatil yapmak daha avantajlı hale geldi.

İstanbul’un ücra köşelerindeki dağ, taş milyon liradan başlayan sitelerle doldu! Yabancının parası ile yüzlerce AVM dikildi. Memleketin dört bir yanındaki AVM sayısı 450’yi buldu.

Parlak neon ışıkları altında insanların bir kısmı AKP’nin ekonomide bir mucize yarattığına, Osmanlı’nın küllerinden yeniden doğduğuna inandı!

O BOLLUK TARIMI, SANAYİYİ YABANCIYA KELEPÇELEDİ!

Dışarıdan gelen bol ve ucuz dövize, ülkede ağır bir emek sömürüsüne dayalı bir sistem kuruldu. Böylece ekonomi büyüdü. Enflasyon düştü.

Lakin böyle bir model ekonomiyi sadece dövize bağımlı kılmadı; aynı zamanda yabancı sermayenin toplumun her türlü kaynağına daha çok hâkim olmasına yol açtı.

Şimdi bu modelin doğurduğu ağır sonuçlara bakalım!

Öncelikle yerli üretim aşındı!

Türkiye’nin sanayisi de  ihracatı da dışa bağımlı hale geldi. İmalat sanayiinde ithal girdinin oranı yüzde 50’nin üzerinde. Bu demektir ki Türkiye’de üretilen bir ürünün en az yarısı yabancının.

Bazı sektörlerde bu oran yüzde 70’e kadar yükseliyor. Ve son yıllarda bu oran azalmıyor, durmaksızın artıyor. Yüksek teknolojili üretimde ithal girdi oranı çok daha yüksek olduğundan bağımlılık çok daha fazla.

Ucuz döviz, dışarıdan sıfır faizli kredi sayesinde dışarıdan alıp üretmek daha cazip hale geldi.  Üretimdeki söz konusu bağımlılık, ‘Türkiye dışarıdan ne alıyor?’ diye bakıldığında da açıkça görülüyor.

Türkiye’nin ithalatında kozmetik, deterjan, gıda gibi tüketim mallarının payı sadece yüzde 10. Geriye kalanı makine-teçhizat, ana metal, kimyasal madde ve enerji. Görüldüğü üzere, üretmek için ithalat yapılıyor. ‘Milli-yerli’ iktidarın üretimi dışa bağımlı kılmasının kaçınılmaz sonucu!

Tarımda da aynı durum söz konusu.

İhraç edilen konserve sebze ürünlerin yerli ve millilik durumuna durum çok net görülüyor. Burada söze tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım’a bırakalım**;

Tohum yabancı, gübre yabancı, ilaç yabancı, ambalaj yüzde 90 yabancı. Üretim ve taşıma sürecinde kullanılan doğalgaz, enerji, mazot vb. bunların çoğu ithal. Yurtdışına giden konteyner yabancı, konteynerin çıkış yaptığı liman işletmesi yabancıda. Tarlada çalışmak zorunda kalan işçiler Suriyeli, Afrikalı, Asyalı.Yardımcı malzemeler olarak kabul edilen ambalaj, etiket ve diğer ürünlerde ithal bağımlılığı yüksek.

Birlikler, kooperatifler işlevsizleştirilirken, teşvik ve devlet sübvansiyonları yetersiz kaldı. İthalatın önü açıldı. Köylü toprağını ya da her zaman ektiği ürünü ekmekten vazgeçmeye, göç etmeye zorlandı. Bugün etten süte, samandan peynire kadar ithal eden bir ülke gerçekliği işte böyle oluştu.

YABANCI PARA CİNSİNDEN BORÇ PATLADI

Tercih edilen model Türkiye’yi reel dış borç stoku rekoruna ulaştırdı.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’nin dış borcu yaklaşık 130 milyar dolardı. Bu dış borcun milli gelire (GSYH) oranı ise yüzde 54.4 düzeyindeydi.

Dış borç stoku 2020 sonunda 450 milyar doları buldu. Borcun milli gelire oranı ise yüzde 62.8’e yükseldi.

Söz konusu oran Türkiye tarihi için bir rekordur. 2001 krizinde bile böylesi görülmemiştir.

Tarım, sanayi dışa bağımlı hale gelirken tüketim artışı da ithal ürünlere yöneldi. Halk kredi borçlanmasına teşvik edilerek yabancı ülkelere sermaye aktarımı sağlandı. Türkiye görülmemiş büyüklükte bir pazar haline getirilmiş durumda.

Tüm bunların sonucunda ülke içinde de borç girdabı büyüdükçe büyüdü:

–           KOBİ’lerin, esnafın banka borcu 871 milyar lira.

–           Vatandaşların bankaya borcu 858 milyar lira.

–           Çiftçilerin banka borcu 137 milyar lira.

–           Yurttaşların yaklaşık 3.5 milyonu borcunu ödeyemez, 22 milyonu da icralık durumda.

***

Ülkeyi ithal ürün cennetine çeviren, tarımı-sanayiyi dışa bağımlı kılan, vatandaşı ve şirketleri borca batıran söz konusu model ayrıca bir de açık sorunu yaratıyor; sürekli yaşanan dış ticaret açığı ve cari açık sorunu!

AKP hükümetleri iktidarları boyunca ekonomiyi (Ülkenin döviz gelirleri ve giderleri arasındaki açığı kapatabilmek için) her yıl ortalama 50 milyar dolar bulmak zorunda bıraktı!

YABANCI PARA AKMAYINCA NE BÜYÜME NE UCUZLUK OLUYOR

Her şey dışa bağımlı olunca, her döviz fırladığında fiyatların artması, enflasyonun coşması kaçınılmaz oluyor!  Tüketim çılgınlığının yerini tüketeme alıyor; ev satışları, araba satışları düşmeye başlıyor. Alışveriş merkezleri iflas ediyor; yüzün üzerinde AVM’nin borç batağında olması bunun sonucu!

Hükümet ise dış borç ve ucuz kredi ile aynı modele hayat vermenin dışında bir politika üret(e)miyor.  Bütün İslamcı ve kalkınmacı söyleme rağmen kredili-faizli büyüme modelinden başka yol geliştir(e)miyor.

Memlekete döviz yağıp kurlar düşmeyince fiyatları (enflasyonu) düşüremeyen…

Döviz akmayınca ekonomiyi büyütemeyen bir ekonomi politikanın sahibi iktidar var karşımızda. Tüm bunlara rağmen bağımsızlıktan, ‘yerli ve millilikten’ dem vurmaktan asla geri durmuyor.

ÖVÜNÜLEN MEGA PROJELER ‘YABANCI’YI COŞTURUYOR

Büyümenin, hükümet icraatının bir göstergesi olarak sunulan ve mega projeler gibi süslü isimlerle anılan köprü, otoyol, tünel, hava limanı, şehir hastanesi vb. inşaatların tümü dışa bağımlı.

Finansmanı dış borçla sağlanıyor; elin parasıyla yapılıyor yani. Örneğin milyonlarca dolara mal olan İstanbul Havalimanı için 5 ortak şirket sadece 1.5 milyar doları kasalarından karşıladı. Gerisi döviz borcuyla. Bu borca karşılık her yıl yüz milyonlarca lira faiz ödemesi yapılıyor. Ülke birikiminden önemli bölüm faiz tarafından yutuluyor.

‘Kamu Özel İşbirliği’ (KÖİ) adı verilen yöntemle yapılan bu inşaatlarda kullanılan malzemelerin de çoğu ithal.

Yapıldıktan sonra garantili ödemeler de dövize bağlı. Otoyolun, köprünün geçiş fiyatı döviz üzerinden. Dolar 4 TL’den 8 TL’ye çıktığında, geçiş fiyatları da ikiye katlanıyor.

Üstelik garantilerin döviz cinsinden oluşuyla ve kur artışının yansıtılmasıyla yetinilmeyip bir de ABD’deki enflasyon oranında tutar artışına gidiliyor. Müteahhide, yerli para üzerinden değil, döviz üzerinden verilen garantiler ABD’de enflasyon artıkça zamlanıyor.

Olası uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme bile yurt dışında (İktidar buna dayanarak, ‘parayı söke söke alırlar’ itirafında bulunuyor).

Ülkenin şantiye çevrilmesinin yarattığı doğa ve çevre zararı da cabası!

VATANDAŞINA BİLE DÖVİZLE BORÇLANAN BİR ‘YERLİLİK’

Vatandaşa, “Dövizinizi satın, döviz cinsinden tasarruf etmeyin” çağrıları yapılıyor. Çağrıyı yapan iktidarın kendisi ülke içinden bile dövizle borçlanıyor.

Türkiye’nin nisan sonu itibarıyla 1 trilyon 120 milyar lira iç borcu var.

Bu tutarın yaklaşık 284 milyar lirası döviz cinsinden.

Bu da demektir ki iç borcun dörtte bire döviz cinsinden.

Yurtdışından bolca borçlanan, dış borcu (döviz cinsinden) milli gelirin yüzde 60’ının üzerine çıkmış ülkede bir de yurtiçinden döviz cinsinden borçlanmaya ne demeli?

2012-2019’a yılları arasında döviz üzerinden iç oranı neredeyse sıfır düzeyine inmişti.

***

Bir dönem (Dışarıdan borçlanmak içerden borçlanmaya göre çok daha ucuz olduğu için) döviz geliri olan da olmayan da yurtdışından borçlanıyordu. Kur artışıyla işler sarpa sarınca, ‘Döviz kazancı olmayan dış kredi alamaz’ kuralı getirildi.

Kuralı getiren hükümet, ‘Gelirin hangi para cinsinden ise o para cinsinden borçlan’ kuralından kendisini muaf tuttu. Vatandaşından bile dövizle borç alan ‘yerli-milli’ bir iktidar yarattı.

SÖYLEM ‘YERLİ-MİLLİ’, KULLANILAN PARA İKİLİ

Bu ülkede TL ne kadar yerliyse dolar da o kadar yerli.

Bankalarda döviz hesaplarında 255 milyar dolar var. TL mevduatıyla eşit değerde. Yani banka hesaplarında ne kadar TL varsa,  o tutarda döviz var.

Devletin ihaleleri bile döviz cinsinden.

Yerli para yerine yabancı para cinsinden ‘tasarruf’ yapmayı (kazancı) özendiren bir ekonomi politikası var.

‘Döviz bozdur’ kampanyasına, elindeki dövizi bozdurarak katıldığını duyurmuştu iktidar ortağı MHP. Düşünün hazineden TL ile ödenek alan iktidar ortağı bile ‘doların yerliliğine’ ikna olup, hazine yardımını dolara çevirmiş.

Dolarizasyon almış yürümüş; “Böyle ‘yerli-milli’ iktidara bu yakışırdı” dedirtircesine!

* Veriler, Türkiye Barkalar Birliği Başkanı Alpaslan Çakar’ın, birliğin 64. Olağan Genel Kurulu’ndaki sunumundan alındı.

** https://www.dunya.com/kose-yazisi/gida-fiyatlarındaki-artista-tek-suclu-aracilar-mi/625450

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
instagram takipçi hilesi organik takipçi satın al bayan takipçi satın al takipçi satın al instagram beğeni arttırma instagram takipçi satın al ege tülek takipçi satın al takipçi satın al Takipçi kasma hilesi Ücretsiz Video İndir porno izle takipçi satın al tarot fal baktır