Haber

Hidrobiyolog Levent Artüz: Kirlilik müsilaj temizlemekle giderilemez


Okan BAŞAL
İstanbul

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının son açıklamalarına göre Marmara Denizi’nde yürütülen yüzey temizleme çalışmalarında şimdiye kadar yaklaşık 11 bin metreküp müsilaj (deniz salyası) toplanarak bertaraf edildi. Bursa, Yalova, Balıkesir ve Çanakkale sahillerinde yüzeydeki müsilaj tabakalarında gözle görülür bir azalma söz konusu. Öte yandan çeşitli sahillerde bazı vatandaşlar denize girip balık tutmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da bu tabloyla övünerek “Marmara Denizi’ndeki sahillerimiz hızla temizleniyor. Büyük değişim umut verici” diyerek yüzeydeki müsilajdaki azalmayı gösteren fotoğraflar paylaştı.

Peki bu görüntü denizlerimizin temizlendiğini mi gösteriyor? AKP iktidarı ve kendisine yakın medya tarafından bir başarı gibi sunulan çalışmalar ne kadar etkili, gerçekten bir zafer mi? Bu soruları konunun uzmanına, Hidrobiyolog Levent Artüz’e yönelttik. Aldığımız yanıtlar, cevabın kocaman bir hayır olduğunu gözler önüne seriyor. Artüz’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

PROBLEM KİRLİLİK VE MÜSİLAJ OLSUN VEYA OLMASIN GÜN GEÇTİKÇE ARTIYOR

Paylaşılan bu “temizlenme” görüntüleri kirliliğin gerçek boyutunu ne kadar yansıtıyor? “Sahiller hızla temizleniyor” söylemi doğru mu?

İlk önce şunu anlamamız gerekir; sorun müsilaj adı verilen olgu değil. Sihirli bir değnekle bu olguyu tamamen ortadan kaldırsak bile bunu yaratan su kütlesi yine aynı su kütlesi. Sorun kirlilik ve bu da müsilaj temizlemek ile giderilemez.

İkinci unsur ise müsilaj üzerine yoğunlaşıyoruz ama bunun ne olduğundan bihaberiz! Bu olgunun su içerisinde çok farklı evreleri var ve bu evreler belirli şartlar altında bir diğerine dönüşüyor. Direkt tercüme edersek, “yalancı taban” bir katmanda yoğunlaşan yapının deniz tabanı gibi davranması; “bulut” bulut şeklinde kümeler; “kuşak” belirli derinliklerde birbirine paralel uzanan yoğunlaşmalar; “süspansiyon” su içinde zor görülen ancak varlığını dağınık olarak sürdüren safha ve bizim ilgilendiğimiz “örtü” adı verilen su yüzeyindeki oluşum. Ayrıca farklı fazları da var.

En son geçtiğimiz cuma günkü çalışmalarımıza göre bu ve burada belirtmediğim fazlardan en az birini Marmara Denizi tüm su kütlelerinde, tüm derinliklerde izlemek mümkün, en derin noktası olan 1272 metre derinliğe kadar. Müsilajın miktarı onlarca kilometreküp, bunun çok ama çok az bir bölümü bizim dikkatimizi çeken “örtü” safhası. Bu da rüzgarlar ve akıntılar ile sürekli yer değiştiriyor veya içine katı maddeleri hapsedip ağırlaşıp batıyor. Hatta, içine sarı madde adı verdiğimiz “askıda katı maddeyi” aynı bir “french-press” gibi hapsettiği için, bazı bölgelerde göreceli bir berraklık da sağlıyor.

Güneşin doğuş ve batışı mekanizmasını bilmesek, akşama kadar davul çalsak “Güneşi biz batırdık bakın” mı diyeceğiz?

Problem kirlilik ve müsilaj veya başka bir olgu olsun veya olmasın gün geçtikçe artıyor…

“DENİZE OKSİJEN DEĞİL HAVA BASILIYOR, OTURSUN HESAPLASINLAR BAKALIM…”

Deniz yüzeyindeki müsilajda görünen azalma, yürütülen yüzey temizleme çalışmaları ve denize oksijen takviyesinin mi yoksa doğal sürecin mi sonucu? Mevsimsel etki demek doğru olur mu?

İlk olarak denize oksijen değil hava basılıyor. Yine bir yanılgıya düşüyoruz. Gazların suda çözünebilirliği kuralları çerçevesince tuzluluk ve sıcaklık bağlamında ne kadar fayda göreceğiniz belli! Marmara Denizi’nin su kütlesi hacmi de belli! Merak eden otursun hesaplasın bakalım Marmara Denizi’nde çözünmüş oksijen seviyesini sadece litrede 1 miligram arttırabilmek için ne kadar saf oksijen, derinliği bağlamında ne kadar enerji gerekir?

Belirttiğim gibi müsilaj Marmara Denizi su kütlelerinin her yerinde, safhalarına bağlı olarak kimi zaman kendini gösterecek, kimi zaman gözden ırak olacak ama radikal önlemler alınmazsa su kütlelerindeki kirlilik giderek artacak.

KARADENİZ’İ DE MARMARA GİBİ KAYBEDEBİLİRİZ

Marmara Denizi’ni, Akdeniz yönünden gelip Marmara’yı katettikten sonra Boğaziçi yolu ile sadece yüzde onu Karadeniz’e ulaşan alt akıntıyı arıtılmamış atıkları Karadeniz’e taşınacaklar diye konveyör “taşıyıcı” olarak kullanma “cin fikrini” icat ettik ve koca bir denizi öldürdük.

Şimdi tamamen aynı yöntemle dünyanın en kirli akarsularından biri olan ve Ege Denizi’ne akan Ergene Nehri’nin kirletici unsurlarını elli kilometre taşıyıp Tekirdağ’dan Marmara Denizi’ne kasım-aralık aylarında basmaya başladık.  Bu işlem 2021 eylül sonuna kadar devam ettiği takdirde, çok ama çok kısa bir süre sonra Karadeniz’i de Marmara gibi kaybedeceğiz ve Ege Denizi’ni de çok büyük risk altına sokacağız.

Kısaca, Marmara Denizi’nin ölüm tarihi olan 1989 senesinden beri aynı kirletme mevsimi içerisindeyiz!

ÖNCELİKLE KİRLETİCİ TESİSLERE FAALİYET KISITLAMALARI GETİRİLMELİ

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, müsilajla mücadele kapsamında bugüne kadar 8 bin 570 denetim gerçekleştirdiklerini, 140 tesise yaklaşık 18 milyon lira idari para cezası uyguladıklarını söyledi. Bazı gemilere de kirlilik yaratmaları sebebiyle para cezası kesildi. Peki bu yeterli mi? Bakanlığın müsilajla mücadele eylem planını ve çalışmalarını yeterli buluyor musunuz? Ne yapılmalı?

Evinizde yangın çıksa, ilk iş doğal gaz vanası ile elektrik şalterini kapatırsınız. Sonrasında itfaiyeye haber verirsiniz. Yoksa yangını bırakıp ateşe verene ceza mı kesersiniz? Yoksa “Çocukları nasıl kurtaralım” diye eşinizle çalıştay mı, plan mı yaparsınız?

İlk yapılması gereken girdilerin acilen durdurulması. Arkasından konu ile ilgili yeni kanuni düzenlemelerin acilen yapılması. Buna bağlı olarak da denizlerin alıcı ortam olarak kullanılmaması, hiçbir şekilde deşarj yapılmaması için gerekli tüm yatırımların yapılması gereken 3-4 senelik zaman içinde, aynı pandemideki sokağa çıkma yasağı gibi, halihazırda deşarj yapan unsurların kirlenme yükünü en az yüzde 50 düşürecek şekilde çalışmalarının programlanması ve bunun sağlanması olmalıdır. Yani bu süre zarfınca deşarjının kirletici yüküne göre, program dahilinde ilgili tesislere faaliyet kısıtlamaları getirilmelidir.

Tabii ki sonrasında veya süreç zarfında “Kirleten öder” prensibi ile bu sürecin mali yüküne de katlanmaları sağlanmalıdır. Ceza yazıldığına göre, akla gelen bu tesislerin sistemleri dolayısıyla bu kirlilikten sorumlu oldukları yönünde bir kanı oluşmuş demektir. Bu tür bir ceza sistemi sadece “Parayı öderim, işleme devam ederim” zihniyetini pekiştirir.

DENİZE GİRİP, BALIK YİYEBİLİR MİYİZ?

Müsilaj görüntüsünün ortadan kalktığı yerlerde yurttaşlar gönül rahatlığıyla denize girip tuttukları balıkları yiyebilirler mi? Temkinli davranmayı sürdürmekte fayda var mı?

Belirttiğim gibi sorun müsilaj değil, Marmara Denizi’nin kirletilmiş olması ve buna halihazırda da devam edilmesi.

Ben halk sağlığı uzmanı değilim ancak Tarım ve Orman Bakanlığı Su Ürünleri Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünün, müsilajdan bağımsız olarak, mutlaka zararlı planktonlar bazında, 2000 yılında istihsalini yasaklamak zorunda kaldığı beyaz kum midyesinde yaptığı gibi, DSP (İshal yapan kabuklu zehiri) ve PSP (Felç yapan kabuklu zehiri) başta olmak üzere denizel biyotoksinleri (biyolojik zehir) ve bunun su ürünlerine etkilerini düzenli izlemesi ve gerekli önlemleri alması gerekir.

Bu biyotoksinlerin izlenmesi için eğer duruyorsa beyaz kum midyesi biyotoksin izlemesi amaçlı 2000 yılında oluşturulmuş gelişmiş laboratuvarlar kullanılabilir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
instagram takipçi hilesi organik takipçi satın al bayan takipçi satın al takipçi satın al instagram beğeni arttırma instagram takipçi satın al ege tülek takipçi satın al takipçi satın al Takipçi kasma hilesi Ücretsiz Video İndir porno izle takipçi satın al tarot fal baktır